ANA SAYFA-----------------------AFORİZMALAR-----------------------EDEBİYAT-----------------------KÜLTÜR & YAŞAM-----------------------SİNEMATİK-----------------------METAFİZİK-----------------------TEOLOJİ

 

 

 

Sen olmayınca,iki kere iki dört etmiyor. - Blogcu

21/9/2007 - Alien vs Predator "AVP"

Kategori: Sinematik

 

 

   

__________________________________________________________________________

Sanaa Lathan, Tommy Flanagan, Raoul Bova, Agathe De La Boulaye, Colin Salmon, Lance Henriksen,

Yönetmen:Paul Anderson

Yapım Yılı: 2004

95 Dakika (VCD Versiyonu)

__________________________________________________________________________

 

                                  BİR EFSANENİN DOĞUŞU. ALIEN vs PREDATOR "AVP"

      1970 ve 80’li yıllar için bir bakıma korku ve gerilim sinemasının altın çağı denilebilir. Bu türün en çarpıcı ve popüler filmleri bu yaklaşık  20 yıllık kuşakta meyvelerini vermiştir. “The Exorcist”(1973) “The Omen”(1976) Stanley Kubrick’ten The Shining (1980) Tobe Hooper’dan “Texas Chainsaw Massacre” (1974-1986) ve Wes Craven’dan “A Nightmare on Elm Street”(1984) ilk aklıma gelenler.

Aynı süreçte bilim kurgu ve fantastik sinema örnekleri de gerilim&korku türü kadar olmasada sinema izleyicisi tarafından büyük bir ilgi ile karşılanmıştır. 1968 yapımı “Uzay Macerası” (A Space Odyssey) Stanley Kubrick’ten unutulmaz bir salvoydu, kanımca bilim kurgu sinemasında bir mihenk taşıdır. Bu filmle ilgili esrarengiz bir durumda söz konusudur, Neil Amstrong ay’a 1969 temmuzunda  adım atmıştır bu tarihe kadarda Nasa tarafından ayın yüzey yapısı, kullanılan araçlar ve uygulanan protokolle ilgili  herhangi bir bilgi sızdırılmamış olmasına rağmen Kubrick “Uzay Macerası” filminde gerçeğe çok yakın enstantaneler canlandırmayı başarmıştır. Ne filmin yapımcısından nede Kübrick’ten bunu nasıl başarabildiğine dair herhangi bir açıklama halihazırda yapılmamıştır..   

Don Taylor’ın yönettiği 1971 yapımı ”Maymunlar Cehenneminden Kaçış”(Escape from the Planet of the Apes) filmi de bir çoğumuzun çocuk ruhunda hatırı sayılır bir bilim kurgu fanatizmi oluşturmuş olsa gerek.

       1972 yapımı “Solaris” her ne kadar filme konu olan kitabın Polonya asıllı yazarı Stanislav Lem hayranları tarafından romandaki sihrin ve lezzetin deforme edildiği  savıyla  antipatik bulunduysa da “Solaris” Andrei Tarkovsky adına bilim kurgu sinemasında  o dönemin bir bakıma yüz akıdır.  Buna ilaveten 1977 yılında çevrilen Steven Spielberg’ün yönettiği “Üçüncü Türden Yakınlaşmalar”(Close Encounters of the Third Kind)gelecekteki bilim kurgu sinemasına ilişkin önemli ip uçları vermektedir. 1979 yapımı tarkovsky imzalı “Stalker”  1982 de müthiş bir Spielberg  fırtınası estiren E.T  1984 yapımı David Lynch’ten “Duno” 1985 yapımı Robert Zemeckis’ten “Geleceğe Dönüş”(Back to the Future)Bir çoğumuzun kolaylıkla anımsayabilecekleri zamanının koşullarına göre iz bırakan yapımlardı, ama tartışmasız hepsinin üzerinde yer alan bir “Yıldız Savaşları”(Star Wars) efsanesi  göz ardı edilemez..

                                                              “ALIEN“

      1979 yılında kısa metrajlı reklam filmlerinin dışında sinema deneyimi olmayan Ridley Scott korku,gerilim ve bilim kurgunun bir arada denendiği bir film çeker.. “Alien”  aslında film’in çekimlerine başlanmadan önce yönetmenlik için  Walter Hill ciddi bir adayken daha sonra muhtemelen yapımcı Fox stüdyoları ile uyuşmazlık yaşanması sonucu yerini Ridley Scott’a bırakır. Scott senaryo üzerinde ciddi değişiklere gider hatta karakterler üzerinde de  hatırı sayılır revizyonlar yapılır.  Örneğin Sigourney Weaver’ın oynadığı Ripley karakteri  filmin çekimine başlanmadan önceki taslaklarda erkektir. Scott, Ripley karakterini bir kadın oyuncunun canlandırmasını ister,  bunun üzerine  daha sonra filmde uçuş subayı Lambert’ı canlandıran Veronica Cartwright düşünülür ama sonuç olarak karakteri oynamak Sigourney Weaver’a kalır. Film 117 dakika boyunca tek bir kare bile görüntü vermeyen, dokularında kan yerine çeliği bile eritebilecek kadar etkili bir çeşit asit bulunan katil bir yaratıkla 7 kişilik uzay gemisi mürettebatı ama özelliklede filmde erkeksi bir kimlikle tanımlanan uçuş subayı teğmen Lt. Ellen Ripley arasındaki ölüm kalım mücadelesini anlatıyor..  Filmin en çok bahsedilen önemli özelliklerinden biride seyirci üzerinde klostrofobik bir baskı yaratmasıydı. “Alien” akıllıca uygulanan promosyon stratejileriyle benzer yapımların içinden kendine has iyi detaylandırılmış konusu ve perspektifiyle sıyrılır ve iyi bir gişe hasılatı elde edilir. Bunun yanı sıra 1980 yılı  en iyi efekt dalında akademi ödülü ve fanatik denilebilecek bir kitle kazanır.. İlk Alien filminin çok başarılı olması üzerine “20 th CenturyFox” stüdyoları bir devam filmi çekmeye karar verir  bu defa yönetmen koltuğunda James Cameron vardır, Cameron herkes tarafından bilinen özellikle teknik konulardaki  ustalığını kullanarak çarpıcı bir film çeker. En az birincisi kadar başarılı olur ve fanatiklerine yenileri eklenir. 7 dalda Oscar’a aday gösterilen “Aliens”  en iyi görsel efekt ve en iyi ses efekti dallarında  2 akademi ödülü kazanır ve Cameron içinde iyi bir kariyer filmi olur.

                             

1992 Yapımı “Alien 3” basına duyurulduğunda özellikle yönetmen seçimi büyük şaşkınlıkla karşılandı. Kısa metrajlı ufak tefek kliplerden başka hiçbir sinema deneyimi olmayan David Fincher filmin yönetmeni olacaktı. Nitekim “Alien 3” hemen hemen bütün sinema eleştirmenleri tarafından serinin en zayıf filmi olarak nitelendirilmiştir.

Serinin son filmi “Alien Resurrection” (Diriliş) Jean-Pierre Jeunet yönetmenliğinde çekilerek 1997 yılında vizyona girdi  bazı eleştirmenlerin  David Fincher’ın filminden daha başarılı en azından daha özgün bulmasına karşın benim kanaatim Diriliş serinin en kötü filmidir. Özellikle yaratık ve Ripley arasındaki sevişme sahnesi, ve hikaye 300 yıla yayılmasına rağmen ısrarla Sigourney Weaver’ın oynadığı Ripley karakterinin hala filmin iki ana temasından biri olarak kalması, senaristlerin en sonunda bunu sağlayabilmek  için ölmüş Ripley’i klonlama fikri,, seriyi seven birisi olarak bende asabiyet uyandırıyor.  Seride “Alien 3” ve “Resurrection”  filmlerinde Ripley’in yerine başka bir karakter daha mantıklı ve stüdyo için daha yararlı olabilirdi. Nitekim yakın bir zamanda seriye beşinci film’i eklemek isteyen Century Fox yetkilileri Weaver’ı bir türlü ikna edememişler …

                                                        BÖLÜM 2 (PREDATOR)

                          

                  

         1987 Yılında Başrolünde“Arnold Schwarzenegger’ın oynadığı çok sükseli bir yapım afişlere çıktı. “Av” (Predator) Filmde CIA güney amerikada gerillalar tarafından esir tutulan ABD ordusu mensubu bir havacıyı  kurtarmak amacıyla resmi olmayan bir operasyon kararı alır, görev zor ve riskli bir görevdir, operasyon şefi görevi dünyanın bir çok yerinde çok başarılı operasyonlar yapmayı başarmış üstün niteliklere sahip profesyonel  bir askere verir Dutch.(Arnold Schwarzenegger)Kendi seçtiği  komandolarla sıkı bir ekip kuran Dutch operasyonu başarıyla tamamlar, fakat dönüş yolunda hiç beklemedikleri  seri saldırılara uğrayarak kayıplar verirler. Hepsi çok tecrübeli ve profesyonel komandolardan oluşan ekip, saldırgan veya saldırganlarla  çatışmaya bile giremeden vahşi yöntemlerle birer birer öldürülmektedir. Bunun üzerine kampta ele geçirdikleri yerli kızı sorgulayarak  ormanda; sadece aşırı sıcak yıllarda bölgede insan avlayan bir çeşit yaratık bulunduğunu öğrenirler.

       Filmin bundan sonraki bölümü  Tüm gerilla taktiklerini deneyerek hayatta kalmaya çalışan bir asker(Dutch) ve istediği zaman görünmez olabilen, termal algılama yeteneği ile karanlıktada görebilen, vücudu ileri teknoloji ürünü bir çeşit çok fonksiyonlu zırhla kaplı ve omuzunun üzerinde lazer pointer’ı  ile hedefe kilitlenen çok güçlü bir ışın silahı bulunan  bir yaratık arasındaki amansız mücadele ile geçiyor.

Hiç şüphe yok ki Schwarzenegger bir marka olarak predator’a çok şey katmıştır onun yerinde bu rolü başkası oynasa idi film büyük olasılıkla bu denli seyirci toplayamaz bu kadar popüler olamazdı. Vücut geliştirme sporunun en büyük yarışmaları olan  Mr. Olympıa  müsabakasını 7 kez  Mr. Universe yarışmasınıda 5 kez kazanarak rekor bir kariyerle  tüm dünyada genel bir kabul gören kaslı (Güçlü) adam imajıyla önce “Conan the Barbarian” (1982) ardından James Cameron’ın başrol vermesiyle kariyerinde belkide kendisine en çok yakışan rol 1984 yapımı “The Terminator” yine 1984 yapımı “Conan the Destroyer” 1985’te “Red Sonja” ve hemen peşinden “Commando” filmlerinde oynayarak hatırı sayılır bir fanatik kitlesi tarafından benimsenmiştir. Hemen peşinden 1986’da bol bol otomatik tüfekle şov yapan, boyun kıran, muazzam cüssesiyle koca koca adamları boş bir çuval gibi ordan oraya fırlatan, mafyaya sızmaya çalışan bir FBI ajanını canlandırdığı “Koruyucu”  (Raw Deal) ve yine savaşçı bir karakteri canlandırdığı 1987 yapımı “Koşan Adam” (The Running Man) Schwarzeneggerin ününe ün prestijine prestij(Parasına para) katmıştır. Bu gün bazı çevreler bu saydığımız filmlerin hemen hemen hepsini hiçbir sanatsal değeri olmayan bir sinema faciası olarak görse de o yıllarda asıl facia olan sanatsal değeri olan filmlerin gişedeki haliydi.  Kim ne derse desin  80’li ve 90’lı yıllardaki bilhassa şiddet ve aksiyon  içeren Schwarzenegger filmleri  gişede oldukça başarılı olmuş  ve Conan,Commando ve terminatör posterleri  Rambo ve Rocky posterleriyle yan yana bir dönem o veya bu şekilde bir çoğumuzun odasını süslemiştir.

Schwarzenegger  Predator filminde oynadığı  Dutch karakterinde, izleyici için yukarıda saydığım nedenlerden dolayı yeni sunulan,  şüphe ile bakılan ve ön yargılı yaklaşılan bir obje, alışılmamış bir fikir değildi. Bilakis bir çoğumuz için zihinsel kabul anlamında Backdoor’u sonuna kadar açtığımız iyi iş çıkartır başrolde arnold var paradan kaçınmazlar psikolojisi ile inandığımız bir imajdı, ve filmde canlandırdığı komando karakteri Schwarzenegger’in rüştünü çoktan ispat ettiği  bir roldü. Bu nedenle üstün uzaylı ırk “Predator” Schwarzenegger sayesinde zihnimizde kolayca yer edinmiştir .

Aslında gerçekçi olmak gerekirse “Av” filminde Schwarzenegger teknik anlamda olabildiğince kötü  bir oyunculuk sergiliyordu. Hatta final sahneleri haricinde filmin bütün bölümlerinde düpedüz sırıtıyordu. Ama bu durum yalnız “Av” filmi için değil Schwarzenegger’in terminatör dışında bütün filmleri için geçerli bir durumdur.  Neyse ki  kanımca asıl odaklandığımız tema’nın Predator olması nedeniyle ve özelliklede çavuş Mac Eliot karakterini oynayan Bill duke’ın etkileyici performansı sayesinde, bu durum rahatsızlık yaratacak boyuta gelmedi.

        Bu filmin en önemli etkilerinden biride bir çok izleyicinin zihninde kusursuz bir savaşçı miti yaratmıştır. Filmde olağan üstü teknolojik donanımı , iri cüssesi ve heybetli  görünüşü ,yüzündeki metal maskenin arkasından  çıkan kablomu bir çeşit saç mı olduğu belli olmayan, koşarken ağır ağır sallanan başını aniden çevirince savrulan yele görünümlü uzantılar, kıyafetindeki ve silahlarındaki asalet,  duruşundaki ve yürüyüşündeki asalet, kibir derecesinde aşırı  kendine güveni  acımasızlığı, cesareti ve gücü eminim izleyenlerin büyük bölümünde hayranlık uyandırmaya fazlasıyla yetmiştir.

                          

”Predator” filminin  gişede iyi hasılat toplaması üzerine 1990 yılında Stephen Hopkins’in  yönetmenliğinde ikincisi çekilir, bu defa başrolde çok talihsiz bir tercih Danny Glover vardır. Filmin tamamı ilkinin aksine yerleşimin yoğun olduğu bir kentte geçmektedir, filmin tek bir karesinin bile övgüye değer olduğunu düşünmüyorum hatta kendi özelimde “Predator 2 “ yi yok sayıyorum.

                                                               BÖLÜM  3

         İki farklı kozmos’un birleştirilmesi fikri sinemadan daha  çok çizgi romanlara özgü bir durumdur. Örneğin Marvel comics’in Spider Man,Fantastic Four,Hulk,Captain America,Iron Man,Thor,Captain Marvel,Daredevil  gibi birbirinden tamamen bağımsız çizgi roman karakterleri  özellikle Spider Man serisinde çoğunlukla birlikte kullanılır ve okuyucu kitlesinde tüm bu çizgi roman karakterlerinin aynı evrende yaşıyor oldukları anlayışı hakimdir.  Bunun benzeri bir durum Dark Horse Comics örneğidir.  Conan ve Star Wars gibi(Çizgi roman) yayınlarında telif hakkına sahip olan yayın şirketi  sinemada sansasyonel bir talep yaratan Alien ve Predator karakterlerinin kozmoslarını birleştirerek  daha sonra sinemada da çığır açacak bir AVP efsanesinin mimarı olmuştur.

                                                                  “ AVP “

                          

        Önce ardı arkası kesilmeyen söylentiler, uzun bir bekleyişin ardından heyecan verici fragmanlar ve nihayet  ekim 2004’te “AVP” gösterime girer…  

       Konum,, antartika buzullarında bir buz adası. Dünyanın sayılı zenginlerinden petrol  maden ve mineral arama şirketi Weyland’ın sahibi Charles Bishop Weyland’a (Lance Henriksen) ait bir uydudan bölgede sıra dışı bir ısı artışı algılanır. Termal kameralardan alınan verilerin birleştirilmesiyle oluşturulan üç boyutlu görüntü, buzun 600 mt. Altında Maya,Aztek, ve mısır uygarlığının ortak özelliklerini taşıyan devasa bir piramit bulunduğunu göstermektedir.  Weyland belkide insanlık tarihinin en büyük keşiflerinden birini  yapacak olmanın ve adının bu keşifle birlikte anılacak olmasının heyecanıyla büyük paralar harcayarak apar topar kendi alanında dünyanın en iyileri kabul edilen bir ekip toplamaya başlar. Yanlarında  bulunan ileri teknoloji ile donatılmış dünyanın en iyi sondaj ekibi  600 metreye bir haftada inebilmeyi vaad etmektedir. Ancak oraya vardıklarında daha önce orada olmayan, buzun yüzeyinden piramite kadar diagonal bir açı ile çok düzgün bir delik açıldığını görürler. Piramite indikten kısa bir süre sonra bu piramitin bir tuzak olduğunu sezmeye başlarlar, Alien’lar insan vucudunu bir konak olarak kullanmaktadır.  Weyland ve ekibinin  ilk uygarlık tarafından Predatorlar nezaretinde inşa edilen bu devasa piramitin  uzaylı iki tür arasındaki bir av alanı  olduğunu anlamaları uzun sürmez.. 

      Filmin içinde insan teması olması hiç şüphe yokki kaçınılmazdı. Ama Alexa Woods (Sanaa Lathan)karakteriyle “Predator” arasındaki sessiz diyaloglar, hatta bir ara az kalsın işi pişirecekler gibi  bir durum  oluşması, Alexa’nın düşmanımın düşmanı dostumdur geyiği,  filmin sonlarına doğru  büyük patlama sahnesinde Predator ve Alexa’nın birlikte koşma sahneleri , senaryo yazarı Salerno’nun marifetimi ? Yoksa yönetmen Anderson’nun marifetimi bilmem (Muhtemelen bu saçmalıkları senaryoya Anderson sokmuş olmalı) ama gerçekten  filmi az kalsın absürt bir komediye dönüştürecekmiş. Öte yandan o kadar gelişmiş donanımlara sahip olmasına rağmen ilk iki  Predator’ün daha aksiyon başlar başlamaz (angut gibi) hemen ölmeleri  senaryodaki bir başka saçmalık (Veya bu Anderson şerefsizi Alien’lardan rüşvet yada başka bir şey aldı onlara torpil yapıyor) Sen bir film kahramanı yarat, iki filmlik seride o kahramanı olabildiğince yücelt,  hepimizin kafasında yenilmez bir savaşçı miti yarat, ondan sonrada bismillah daha piramite girer girmez 2.80 yatır yere olacak şeymi Allah aşkına.  Sonuç olarak “AVP” benim gibi düşünenler için (Eminim nefret edenlerde vardır)bütün kusurlarına rağmen bilim kurgu sinemasının başyapıtlarından biridir. Ve ne mutlu bize ki “2007 Aralık” ayında  Predator’un ikincisi  “REQUIEM” vizyona giriyor..

                                                                SON SÖZ

     Sinemanın en etkileyici ve ölümcül kahramanı hiç şüphe yokki  Terminatör 3 filminde en gelişmiş halini gördüğümüz (T-X) sıvı çelikten imal edilmiş  T-1000  robot karakteridir. Ama sonuç olarak o canlı bir yaşam formu değildir, ve fikir olarak gerçekleşme olasılığı pekte mümkün gibi görünmeyen aşırı fantastik bir temadır. Oysa Predator mantıki kriterlere  tezat oluşturmaz,  pekalada evrenin bir yerlerinde benzer özelliklere sahip canlıların yaşaması mümkündür.  Aslında T-X veya T-1000 lerin Predator’larla veya Alien’larla savaştığını bir an için hayal edebilirsek heyecanlanmamak mümkün değil,  ama bunun hayata geçebilmesi  için Century Fox’ın  Terminatör’ün haklarını Warner Bros’tan satın alması gerekiyor. Böyle bir durumunda pek gerçekleşme olasılığı olduğunu düşünmüyorum, ama belki gelecekte iki prodüksiyon şirketi ortak bir çalışma ile bunu mümkün kılabilir.  En azından şimdilik böyle bir olasılık görünmüyor..

                                                         "Komşunun Karısı" (Consenting Adults)
                                                                            "Azap Yolu" (Road To Perdition)
                                                                            "Jüri" (The Juror)
                                                                            "Forrest Gump"
                                                                            "Meet Joe Black"
                                                                            "Akıl Oyunları" ( Beautiful Mind A)
                                                                             Babel
                                                                            "Tuhaf ilişkiler"(Bound)
                                                                            "Tehlikeli Aslar" (Smokin Aces) 

                                                                            "45"
                                                                             İçerideki Adam (Inside Man)
                                                                             Pearl Harbor

                                                                            "Kralın tüm adamları" (All The King's Men)

                                                                             Küre (Sphere)
                                                                             Racon
                                                                             (high fidelity-notting hill)

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

yagmurlagelen
Blogcu Yardım